05 Ocak 2012 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

İnsanımız neden mutsuz?

İnsanımız neden mutsuz?

Atila ALTUNTAŞ

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş
Bu köşe yazısı 4457 kez okunmuştur

Türkiye'den Avrupa'ya 50. Kulu'dan İsveç'e de göçün 47. Yılında 1. Nesil, 2.Nesil, 3.Nesil derken derenin altından çok sular aktı. Sonuç mu? ŞİKÂYET VE MUTSUZLUK.

1987 ve 2005 yılları arası Kulu'nun en yoğun şekilde İsveç ve diğer gelişmiş ülkelere göç verdiği zaman dilimidir. Göçün büyük bölümü evlilik yoluyla gerçekleşmiştir. Özellikle yaz aylarında; tatil nişan ve düğünlere harcanan para ilçenin ekonomisi zirveye çıkarırdı. Esnaf 1 yılda kazanacağı parayı 2-3 aylık yaz sezonunda kazanırdı.

Eğer bu gün esnafın yüzde 80’i iflas edip kepenk kapattıysa, Kulu'nun ekonomi piyasası hareketli değilse bunun en büyük nedeni artık ilçede eskisi gibi evliliklerin olmamasından kaynaklanıyor. Nitekim İlçede evlenecek genç kalmadığı gibi, Kululular gelişmiş batı ülkelerine tamamen yerleşmiş durumda.

Zira bu gün yetkililerin ellerindeki verilere göre, 40 bin İsveç, 10 bin Kanada ve 10 binde diğer değişik ülkelerde olmak üzere 60 bin Kululu yurt dışında yaşıyor. Ayrıca kışın ilçede kalan yerli halk nüfusunun 3 ile 4 bin arası olduğu söyleniyor...

Gelelim tekrardan yoğun göç verdiğimiz 1987- 2005 yıllarına. O yıllar öncelikle herkesin birinci gündemi; oğlunu, kızını, akrabasını biran önce İsveç'e nasıl gönderebilirim düşüncesiyle plan program yapmaktı. Öyle bir sosyolojik durumla karşı karşıyaydık ki, zengini, fakiri, memuru, okuyanı hiç kimse ilçede ve Türkiye'de yaşamaktan memnun değildi. Ne olursa olsun herkes için mutluluğu yakalamanı tek yolu biran önce İsveç'e yerleşmekti.

Okulda öğretmen , ''Evladım büyünce ne olacaksın? Sorusuna, öğrencinin cevabı, ‘İsveç’e gideceğim öğretmenim’’ oluyordu.

O dönemde 20 -27 yaşındaki bir gençsen, ‘’Okuyup ne yapacaksın Türkiye’de, bir maaşa talim etmektense, İsveç’te bulaşık yıkarım. Burada doktor da olsan, Avukatta olsan gelecek korkusu yaşarsın, orada çalışmasan da geleceğin garanti altında. Giderim iki üç sene iki iş yaparım, biraz para kazandıktan sonra rahatıma bakarım vs…’’

Zengin ve varlıklı ise,‘’Ha Kulu’da paran olmuş ha olmamış. Yapacak bir şey yok. Her gün aynı şeyler. En azından İsveç’e gidince daha modern, alternatifin bol olduğu bir ülkede yaşarız. İsveç’te paran olduktan sonra dansa da gidersin, eğlenceye de burada eskiyip gidiyoruz vs…’’

Fakir veya 30 yaşlarında yeni evlenmiş ise, ‘’ Günde 12 saat çalışıyoruz, elimize geçen paraya bak! İsveç’teki bir çalışanın saat ücretine ben bir gün çalışıyorum. Abi hayat yok burada, İsveç’e kendimi bir atayım, valla para pulda istemiyorum. Şu çocukların geleceğini bir kurtarayım Allah’tan fazla bir şey istemem. Belimiz büküldü kış gelince odun parası, kömür parası, çocukların okul masrafları. En azından İsveç’te bunlar yok. Vs…’’

Üniversitede okuyan bir genç ise, ‘’Ya abi ! Okuyoruz ama, bu ülkenin geleceği yok! Bizim okulu bitirenlere bakıyorum. İş bulamayanlar, torpille işe girmeye çalışanlar. Birde Türkiye’nin durumu ortada. Gene beni İsveç paklar. Oraya gidince mesleğimi icra ederim, en azından adam gibi yaşarım. Vs…’’

Evlenecek oğlun var ise, ‘’Filanın filanın çocukları daha dün İsveç’e gitti, babasını paraya boğdu. Ev yaptırdı. Babasını altına bir araba aldı. Hayırlısıyla bizim oğlana da uygun bir kız bulursak, borçlanıp harçlanıp hemen İsveç’e göndereceğim. Nasıl olsa oraya varınca borçları ödememe yardım eder. Vs…’’

Evlenecek kızı varsa, ‘’Kızımı burada birine vereceğime, İsveçli dünürcülerde birine veririm. Vardığı yerde rahat olur. Ekonomik sıkıntı çekmez. Evleri olur. Arabası olur. En azından buradan daha rahat eder. Vs…’’

(Tabi bu arada yazın İsveç’ten tatilini geçirmeye Kuluya gelen gurbetçilerde, Kulu’da ki yakınlarına, ‘’İsveç’e hefes etmeyin, para eskiden kazanılıyormuş, şimdi para kazanamıyoruz. Siz bizden daha rahatsınız. Oraya geleceksiniz işsiz güçsüz rezil olursunuz’’ şeklinde tavsiyede bulunurlardı. Kulu’da bulunanlar ise, ‘’Kendi gitti ev yaptırdı, araba aldı. Antalya’dan daire aldı. Şimdide İsveç’i bizden kıskanıyor’’ diye çok kızarlardı.)

Yukarda anlattığım örnekleri çoğaltmak mümkün. Zira bende aynı duyguları yaşadım. Aynı düşünceleri paylaştım. Bu analizi ben dışarıdan bakarak değil de o toplumun içinden çıkan ve damdan düşen biri  olarak etüt etmeye çalışıyorum. Yukarıdaki şikâyetlerinden dolayı İsveç’e gelen birçok arkadaşım, yakınım ve dostumla görüşüyorum. Kimi geleli 10, kimi 15, kimide 20 sene olmuş. Hayat şartları değişmiş, çalışma şekilleri değişmiş, yaşam biçimi değişmiş. Büyük bölümünde değişmeyen tek şey şikâyet ve mutsuzluk.

Şimdilerde ise şikâyetler farklı farklı

-Ben bu kadar ülkemde çalışsaydım, buradakinden daha zengin olurdum.

- Çalışmaktan hanımımın, çocuğumun yüzünü göremiyorum. Çalışmasak da bu sefer aç kalacağız... 

- Burda bayramın bile tadı yok. Türkiye’de bayramları ailemle akrabalarımla geçirirdim. Bu ülkede robot gibi olduk, iş den eve evden işe.

-Hava soğuk, insanları soğuk. Bu ülkede tamam para kazandık ama çok şeyimizi de aldı götürdü. Örfümüzü adetlerimizi en azından maneviyatımızı aldı götürdü.

- Yok kardeşim artık bu ülkede yaşanmaz, İsveç eskiden İsveç’ti.Şimdi kimse para kazanamıyor. Komünist sistem var. Çalıştığımızı da vergi olarak elimizden alıyor. İşsizlik hat safhada, sosyalda para vermiyor. İsveçlilerde zaten rasist. İsveç bitti kardeşim. Başımızın çaresine bakmamız lazım tekrar ülkemize geri dönmemiz lazım. Vs…’’

Bu mutsuzluğun ve şikâyetin nedenini bir  Alman bir profesörün verdiği cevapta gizli. Ama ben o cevaba gelmeden önce acaba bu mutsuzluk ve şikayet sadece biz Kulululara mahsuz, yoksa Türk insanının genel yapısında mı var? Önce bunu bir irdeleyelim.

Bundan 4-5 yıl önce Almanya’da bir haftalık bir kamp programı için davet almıştım. İsveç’ten 20 kişilik bir grupla beraber kampa katıldık. Çeşitli konferans ve aktivitelerin yapıldığı kampa başta Almanya olmak üzere, Fransa, Belçika, Hollanda, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerden grup halinde katılımcılar vardı. Konferans ve aktivitelerin ardından uzun uzun sohbetlerimiz oluyordu. Bir hafta boyunca şikâyet dinledik. Gurbetçiler, ‘Artık eskisi gibi para kazanamıyoruz. Sağlık sistemi paralı oldu. Kreşlerde kalite düştü. Türkiye’ye 3 seneye bir gidebiliyorum. Irkçılık arttı. Doğal gaz ve elektriğe devamlı zam geliyor. Vs’’ Bizimde şikâyetlerimiz ve sızlanmalarımız çoktu ama o kadar çok şikâyet dinledik ki, bizden daha kötüleri varmış diyerek ‘’ İsveç’ten şikâyetçi olmadık.

Şimdi gelelim bu mutsuzluğun ve şikâyetlerin nedenine. Ben Kulu’da izindeyken, gittiğim Cuma namazının birinde vaazı veren Hoca, Sevgili hemşerim İbrahim Öcüt’tü. Kendisi Konya’da müftülüğünde görevi yaparken, Sosyolog bir Alman Profesörün Hz. Mevlana’nın türbesini ziyaret etmek için Konya’ya da konakladığını ve kendisine bazı sorular sorduğunu ve aralarında geçen konuşmayı nakletmişti.

Alman Profesör Konya’da çalışmalarını bitirdikten sonra tercümanı ile İbrahim hocanın makamında ziyaret eder. Bütün merak ettiği soruların cevabını aldıktan sonra en son, ‘’Türk insanı neden mutsuz?’’ Diye son sorusunu sorar. İbrahim hoca, biraz düşünür ve‘’Her toplumda olduğu gibi mutlu insan var. Mutsuz insan var. Bu soruya cevap veremeyeceğim’’ der. Ve ‘’ size göre neden Türk İnsanı mutsuz?’’ Diye İbrahim hoca tekrar sorar.

Alman Profesör İbrahim hocanın yüzüne derin derin bakar ve 100 aşkın ülkeye gittiğini, çeşitli bölgelerde yaşayan insanları, kabileleri yakından incelediğini onlarla birebir iletişimler kurduğunu anlatır. Türkiye’de insanların misafirperver olduğuna değinen profesör, evlerine konuk olduğu ailelerin kendisiyle çok ilgilendiklerini, neşeli görünmeye çalıştıklarını ve devamlı bir şeyler ikram ettiklerini bahseder. Kalabalık caddelerin bulunduğu kahvehanelerin önünde oturarak, sokaktan gelip-geçenlere baktığında insanlarda bir telaş, bir stres ve suratlarında mutsuzluk emareleri gördüğünü kaydeden profesör, birbirleriyle konuşurken bir şeyleri şikâyet ediklerini hissetliğini belirtir.

Ve sonuca gelen Alman Profesör kendine göre Türk insanın neden mutsuz ve hayattan şikayetçi olduğunu şu şekil anlatır. ‘’Afrika’da fakir bir insan akşama kadar karnını doyuracak bir yiyecek bulduysa, acıkana kadarki zamanı mutlu şekilde yaşamaya çalışır. Bir Rus insanı da böyle bir Çinli de. Batıdaki gibi refah arttıkça da insanların hayatı doya doya yaşama şekilleri değişir. Türk insanı maalesef hayatı doya doya yaşamıyor. İlk önce geleceğini garanti almaya çalışıyor. Onu garantilediyse, çocuğunun geleceğini garanti almaya çalışıyor. O nu da garantilediyse Torununun geleceğini garanti almaya çalışıyor. Aradaki akrabaları düşünme, ev alma, araba alma, gayrı menkul alma gibi nedenleri de eklersek, siz genel anlamda 30 sene sonraki torununuzun geleceğini şimdiden düşünüyorsunuz. Buda sizde şimdiden derin kaygılara neden oluyor. İşte sizin hayattan daha az zevk almanıza ve mutsuz olmanıza neden etken bana göre bu kaygılar. Hâlbuki 30 sene sonra yaşamaya garantiniz mi var?

NOT: Burada Türk ve Kululu hemşerilerimin yaşamında genel anlamda kendi bakış açımla bir analiz yapmaya çalıştım. Tabi ki bu analize herkes girmez. Doğal olarak bu sürecin sonunda mutlu insanlarda var. Genel yapı olarak biz Türk insanı çok fedakarız. Kendimizden önce; oğlumuzu, kızımızı, annemizi, babamızı kardeşimizi, ablamızı ve yakın akrabamızı düşünürüz… Kendimizi düşünmeye vakit kalmayınca hayatı biraz daha stresli yaşıyoruz…

 

 

 


 KuluHaber internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları KuluHaber Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

YASAL UYARI: Bu site içerisinde yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Site içerisinden alınan alıntılar kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Site içerisinden yapılan yorumlardan yorumu yapan ilgili sorumludur ve sitenin yorumları yayınlama hakkı saklıdır.

Adres : Hakan Akdağ
Tel :+905414910647
Bu site 0.109 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]