24 Mayıs 2011 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

SİHİRLİ KUTU

SİHİRLİ KUTU

Murat TÜTÜNCÜ

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş
Bu köşe yazısı 2192 kez okunmuştur

     Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince gör anlamındaki Visio sözcüklerinden 20.yy başlarında türetilmiştir ve uzaktan görmek anlamına gelir.

     Bilindiği gibi yazılı kültür, düşünmeyi,yorumlamayı ve sorgulamayı sağlar insanlara… Oysa televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte bir ‘’ gösteri ‘’ çağı başlamış, bu eğlence ve gösteri çağının başlamasıyla birlikte insanlar sadece gösterilenleri almakla yetinir olmuşlardır. Artık bırakın yorumlamayı, düşünmek bile en son düşünülen şey olmaya başlamıştır. Oysa bilindiği gibi ‘’ Antik Yunan’ da boş zamanda yapılan tek şey düşünmekti.’’

     Yetişkinlerin bile televizyon tutsağı oldukları ve çoğu kez etkilendikleri bir ortamda çocukların bundan soyutlanamayacağı ortadadır.

    Televizyon tek yönlü bir toplumsallaştırma aracıdır. Çünkü çocuk televizyona soru soramamakta, itiraz edememektedir.tüm bu durumlar, çocuğun televizyon yayınlarını kolayca emmesine ve içine çekmesini kolaylaştırmaktadır…

   Televizyon uyutmaktadır… televizyon eğlendirmekte ve doyurmaktadır.

    Ayrıca çocuğun aşırı derecede televizyon izlemesi, onu okumakta , sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez oyun oynamaktan bile yoksun bırakmaktadır. Çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta ve içe kapalı bir hale gelebilmektedir. Öyle ki çoğu kez yemek yemek için bile anne ve babasının yanına gitmemekte ve yemeği tepsi içinde sunularak televizyonu izlerken yemesi sağlanmaktadır.

    Televizyon izlerken proğramların sık sık reklamlarla kesilmesi, dikkatin sürekliliğinin yitirilmesine yol açmakta, yoğunlaşma kapasitelerinin bozulmasına yol açmaktadır. Görüldüğü gibi televizyon şiddetinde ve ötesinde çocuğun kişisel gelişimini olumsuz yönde etkilenmektedir.

   Beyin gelişimi üzerine araştırma yapan bilim adamlarına göre aşırı TV izlemek, analitik düşünme, okuma ve dil gelişimi için gerekli olan beynin sol yarısının uyarılmasını azaltıyor. Bu nedenle iki yaşına kadar çocuklara TV seyrettirilmemesi öneriliyor.

   Televizyonun çocuklar üzerindeki önemli etkilerinden biride televizyon karekterlerinin çocuğun hayal dünyasında birer kahramana dönüşmesi ve kendini bu karekterle özdeşleştirerek davranmaya başlamasıdır.

    Öğrenciler arasında en çok zaman kaybına neden olan eylemlerin belirlendiği araştırmalarda televizyon ilk sırayı aldığı gözleniyor.

    Televizyonun sağlığa zararlı etkilerinden biriside ışığa duyarlı epilepsiyi tetiklemesi. Televizyondan yayılan kırpışan parlak ışınların epilepsiyi hazırlayıcı faktör olarak rol oynadığı kabul ediliyor.

    Reklamlar, sadece yetişkin bireylerin değil, toplumda önemli bir çoğunluk olan çocuları da hedef alarak daha fazla tüketmeleri için her gün  yüzlerce mesaj göndermektedir.

   Araştırmalar, televizyonu tek başına şiddete yöneltmediğini, ancak özendirdiğini ve artırdığını göstermiştir.

   Dildeki yozlaşmaya televizyonun etkili olduğu da gösterilmiştir.

   Tüketim ve şiddet başta olmak üzere tüm bu etkilenmelerinin sonucu artık eski çocuklara benzeyen çocukları görebilmemiz neredeyse olanaksızdır. Giysileri, tüketimleri, tavırları, yok olmaya başlayan oyunlarıyla artık çocukluk yok olmaktadır.

    Peki ne yapmalı?

Pek çok ülkede yapılan araştırmalar, televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini kanıtladığına göre artık önlemler alınması için harekete geçme zamanı gelmiştir.

    Harekete geçerken de çözüm önerilerini doğru saptanması kadar bunların doğru adrese ifade edilmesi de önem taşımaktadır. Örneğin çözümü sadece devletten beklemek kadar tek başına televizyon kanallarından beklemek de yanlıştır. Aileler ve sivil toplum kuruluşları bu konuda en başta gelen doğru adreslerdir.

    Çocuklara yönelik programlar hazırlanırken program yapımcıları tarafından çocukların özellikleri dikkate alınmalı ve gelişimin en hızlı olduğu okul öncesi dönemde onların dış uyarılardan çok fazla etkilenebilecekleri düşünülmelidir.

     Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamak, mümkün olduğunca birlikte izlemek. Konuşarak, anlatarak ve paylaşarak. Sonrada çocukları okumaya sevketmek ve televizyon izlemelerine belli ölçülerde sınırlandırmalar  getirmek.

   Sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek en azından başlangıç olarak çocuklara yönelik tüm programlarda yer alan şiddet unsurlarının kaldırılmasını sağlamaları  gerekmektedir. Şiddet yada çocuklara zararlı olduğu düşünülen unsurların yer aldığı programlarda kodlama sistemi uygulanabilir.


 KuluHaber internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları KuluHaber Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

YASAL UYARI: Bu site içerisinde yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Site içerisinden alınan alıntılar kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Site içerisinden yapılan yorumlardan yorumu yapan ilgili sorumludur ve sitenin yorumları yayınlama hakkı saklıdır.

Adres : Hakan Akdağ
Tel :+905414910647
Bu site 0.094 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]